fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2015 Perşembe

14. Louis Güneş Kral Kimdir


14. Louis, (1638-1715) devlet benim demiş ve Fransa'yı dünya devi yapmıştır. Fransa'nın en uzun süre tahtta kalan kralıdır.Babası 13. Louis o henüz dört yaşındayken ölünce, taht 14. Louis'e kalacaktı.Bacak kadar çocuk yılgın istikrarsız nerdeyse batık durumda ki Fransa'nın başına geçmiştir.
Haliyle koskoca devleti çocuğun eline bırakmayacağı için annesi ve yakın sırdaşı ve aşığı italyan başbakan kardinal Mazerin ile birlikte iktidarı devralmıştır.Çocuk 14. Louis serpilip kral olana dek annesiyle kardinal, icraatlarıyla monarşinin gücünü pekiştirecek, soyluları kızdıracak ve en sonunda büyük bir iç savaşa neden olacaklardır.Neyse ki hünerli Mazerin ayaklanmayı bastırır ancak 14. Louis gençliğinde bilinçaltına işlenen ayaklanma korkusu ile yaşamaya mahkum olmuştur.Bu nedenle kendisine krallığı boyunca hiç muhalif bırakmamıştır.
Mazerin 1650 li yıllarda İspanya'da barış anlaşması yapmış ve ülkeyi derleyip toparlayınca Fransa, Avrupa'nın önemli güçlerinden biri olmuştur.Tüm bunlar yaşanırken iyice serpilen 14. Louis 22 yaşına geldiğinde kuzeni İspanya kralının kızı ile evlendi.Siyasi bir evlilikti.Mazerin 1661 ölünce 14. Louis nihayet resmen işin başına geçti."Tek başına herşeyi ben yöneteceğim dedi ve ben tanrı'nın temsilcisi ve monarşinin elindeki gücü sonuna dek kullanmak bana verilmiş ilahi bir haktır"diyerek güneşi kendine sembol seçti işte "güneş kral" olarak tarihe geçti de bu şekilde olmuştur.Onunla özdeşleşen "devlet benim" çıkışı da monarşik yaklaşımın ürünlerinden biri olmuştur.
Idareyi ele alır almaz hemen Fransa'da hemde denizaşırı sömürgelerde reformlarla ekonomiyi mali disipline soktu.Bütçe açığını azalttı, sanayi üretimi artarken orduyu modernize etti.Her zaman sorun yaratmış olan soylu kesmi tavladı bu sayede onların karışıklık çıkarmasının önledi,
Daha sonra güneş kral 1667 de Veraset savaşı ile burası çeyiz olarak karıma verildi diyerek Belçika'ya saldırdı ardından İngiltere, İsveç ve Hollanda direnişi üzerine 14. Louis İspanya'ya iade etti.Ancak hesap kapanmamış ve tekrar savaş birkaç yıl sonra başladı burada daha çok toprak kazanan 14. Louis Avrupa'nın en güçlü hükümdarı olarak parlamaya başlamıştı.
Birkaç yıl sonra durumu kabullenmeyen ülkelerin bir araya gelmesiyle yapılan savaşta çok acımasız oldu.Köyleri yakıp yıktığı kimse canlı bırakmadı psikolojik savaşta İspanyolları yıldırmaya çalışıyordu.Ancak Avrupa'nın başına daha büyük bir sorun açılmıştı doğudan Osmanlılar geliyordu.Yaptığı savaşları Almanları, Avusturyalıların, İspanyolları kutsal ittifaka katılma isteğini reddederek  onları Osmanlılarla başbaşa bıraktı.
14. Louis 1678 deki savaşlardan Avrupa'nın en kudretli olarak çıkması sonucu ayrıca Almanya içlerine doğru yayılma isteği, protestanlara yönelik baskıları, yayılmacı politikaları nedeniyle irili ufaklı güçler ve ülkeler Fransa'nın karşısına dikildi.Büyük ittifak olarak tarihe geçen ittifak ile Fransa yaklaşık 10 yıl savaştı.Fransa bu büyük kapışma dan elindeki topraklar muhafaza ederek çıksada kaynakları çok azalmıştı.Bu savaşın ardından İspanya kralı Charles ölünce büyük bir miras kalmıştır.Charlesin varisi yoktu ve İspanyol mirasa soyunan iki hanedan vardı.Biri 14. Louis, diğeri Avusturyardı.Halsburg yani Avusturyalıların Charles'ın babası 4. Philip ile yakın bağları vardı, ancak bir numaralı varis 15. Louis idi.Yani 14. Louis bu durumda Fransız ve İspanyol tahtlarını birleştirip Avrupa'nın güç dengesini bozacağını inanın  Louis'in ağzı sulanıyordu.Ancak Charles, ölmeden kısa bir süre önce vasiyetin değiştirmiş imparatorluğu 15. Louis'e bırakmıştı.Vasiyetname aynen şöyleydi İspanya toprakları bütünlüğü bozulmadan 14. Louis'nin torununa kalacak ancak Fransa ve İspanya tahtları birleşmeyecek tir.14. Louis bu teklifi kabul etmezse ta aynı koşullarda taht Avusturyalılara kalacaktır diyordu.Tabi ki 14. Louis vasiyetin üzerine atladı ve şartları kabul etti.Koskoca İspanyol imparatorluğu torununa kalmıştı.
Bu durumu kabullenemeyen kutsal Roma imparatorluğu, İngiltere Hollanda ve ona bağlı onlarca dukalık hemen Fransa'nın karşısına dikildiği ilk dünya savaşı olarak kabul eden bu büyük küresel çarpışma imzalanan ve modern Avrupa'nın mimarlarından biri olarak kabul eden Utrecht barışı ile İspanya'nın parçalanması ile sona ermiştir.14. Louis torunu İspanya kralı olarak tahta çıksa da bir bölümü savaşın taraftarın kuzey Amerika'daki sömürgelerine cereyan eden bu uzun süreli çarpışmalar serisi Fransa'yı kıtlıkları sürükleyecek bu da ülkeyi borç yükü altına sokacak bir duruma gelmiştir.
Askerlik onun döneminde bir sanata dönüşmüştür.Bonapart dönemi hariç Fransa'nın en ünlü mareşal ve komutanları onun devrinde boy göstermiştır.Gösterişi ve lüksü fazlasıyla seven bir yapısı vardır. Versay sarayında verdiği balonlar dillere destandır.Doğudaki savaşlarla, başarılı diplomatik manevralarla Fransa'nın bugünkü doğu sınırı garanti altına almıştır.
14. Louis koyu bir katolik olduğu için protestan kiliseleri yerle bir edilmesi okullarının kapatılması ve din adamlarının ülkeden atılmasını emretti.Tüm çocukları katolik eğitimden geçecekti.O günlerde Fransa'da neredeyse 1 milyon protestan yaşıyordu ve çoğu ülkenin kaymak tabakasını oluşturması nedeniyle elit tabaka kaçırılırken protestan komşuların tepesi atmıştı.14. Louis nihayet 1 Eylül 1715 de 77 nci doğum gününden 4 gün önce Versay sarayı'nda kangrenden öldüğünde 70 yıllık saltanatı sona ermiştir.Fransa'nın kültürü tarihi ve kaderi üzerinden silinmez bir iz bırakırken tarihi gelişmeleri şahitlik etmiş bir kral olarak savaş ve şatafatlı hayat sürerek dünyadan göçmüştür.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

General Napolyon


Kısacık boylu oranın kendinden çok daha büyük egosuyla dünya tarihine geçecek olan Napolyon, Avrupa tarihinin en karizmatik simalarından biridir. 1769 1821
Napolyon, imparator olarak ülkesinin tarihine damga vurmuş olsa da ona bu fırsatı veren imparatorlukları hedef alan Fransız devrimi olmuştu.Özgürlük, eşitlik, kardeşlik temalı Fransız devrimi patlak verdiğinde bir topçu subayı olarak rütbesini yükseltme peşindeydi.Yeteneklerini sergileyerek diğerleri arasından sıyrılmış, devrim sonrası kurulan ilk Fransız cumhuriyeti'nde özellikle İtalya cephesinde kısa boyuna rağmen sürekli ön saflarda savaşması askerlerin gözünde efsane yapmıştır Napolyon'u....

Devrimden 10 yıl sonra 1799 da ihtiraslı asker gibi elindeki gücü sürekli kendisini kullandı ve yaptığı darbe ile kendisini cumhuriyet Fransa'sının bir numaralı ismi ilan etti.Aradan 5 yıl geçmeden imparatorluğu ilan ederek kendini imparator ilan etti.
On dokuzuncu yüzyılın ilk 10 yılında emrindeki Fransız ordusunun Avrupa'da sivrilen her ülkenin üzerine sürdü.Karşısına kim çıkarsa devirdi.Peşpeşe kazandığı zaferlerle kıta Avrupa'sında parselledi.Ele geçirdiği diğer ülkelerin başına akrabalarını ya da yakın arkadaşlarını oturtarak koca Avrupa'yı babasının çiftliği gibi yönetmeye başladı.Her zaferde egosu şiştikçe şişmiş, neredeyse tüm dünyayı gözüne kestirmişti.
1798 de mısır seferine çıkan Napolyon, şubat 1799 da Suriye üzerine yürüdü.Fakat Akka'da Cezzar Ahmed Paşa komutasındaki sert Osmanlı direnişi karşısında bozguna uğradı.Bu yenilgi karşısında Mısır'a dönmek zorunda kalmış, Cezzar Ahmed paşa karşısında ilk yenilgisini yaşayan büyük lider Akka'da durdurulmasaydım, bütün doğuyu ele geçirebilirdim diyecektir.
Yenilmez bir armadaya dönüşen ordusu, 1812 de Rusya'ya yollamış ve burada yediği tokat Napolyon'un yüzünü kızarmıştır. Napolyon Rus seferinde Moskova'ya ulaşmış fakat uyanık Ruslar kış faktörünü göz önünde bulundurarak içeri kadar çekilmişler.Napolyon, Rusya'nın kan donduran kışı General Kış ile başbaşa kalmıştır.Fransızlar geri çekilmeye başlamak zorunda kalmış ve Napolyon yenilmiştir.Ardından bir yıl sonra Avrupa ülkelerinin kurduğu altıncı koalisyon, Napolyon'a sağlam bir tokat atıp Fransa'yı işgal etmiştir.Halkın ve askerin gözünde yenik düşen imparator, akdeniz İtalya açıklarında Elbe adasına sürgüne yollandı. artık Napolyon için her şeyin bittiğini inanılmıştır.
Ancak onun planları daha bitmemiş yeni başlıyordu.Yenilgi hazmedemeyen Napolyon, 1 yıl sonra Elbe adası ndan kaçıp soluğu Paris'te almış, kral onsekizinci Lui'nin kendisini yakalatmak için yolladığı orduyu kısa bir sürede yanına çekmeyi başarmıştır.Eski defterleri açan Napolyon, kralın kaçmasını sağlamış tekrar koalisyon güçleri olan hesabı kapatmak için Waterloo'ya hareket etmiştir.İngilizler ve Prusya ile savaşan Napolyon, 1815 yılında Waterloo'da utandırıcı bi mağlubiyet almıştır.Burada İngiliz gözetiminde 6 yıl Saint Helen adasında kalmış ve burada yalnız bir şekilde ölmüştür.
Napolyon sağlığının birden bozulması nedeniyle öldüğünde otopsi yapılmasını cesedine istemiş, yapılan otopsi sonucunda doğal yollardan öldüğü söylenmiştir.Fakat yakın tarihlerde ortaya çıkan bilgilere göre Napolyon, arsenik zehirlenmesi nedeni ile ölmesi güçlü ihtimaller arasında....
Napolyon 24 yaşında general dolmuş, çok sevdiği büyük aşk yaşadığı karısı Josephine ile evlenmiş, Fransa'yı modern bir Avrupa imparatorluğuna dönüştürmüştür.Ele geçirdiği ülkelerde liberalizm ve hoşgörüyü silah zoruyla hayata geçirdi.Onun tabiri demokrasinin eli silahlı bekçisiydi.
Modernize ettiği orduyla sayısız zafer kazanmış, taktiklerini farklı kaynaklardan çıkarmıştır.Savaş stratejileri dünyanın birçok akademisinde ders olarak okutulmuştur.Neden olduğu savaşlarda 6 milyon kişi hayatını kaybetmiştir.

28 Nisan 2015 Salı

Cezayir Soykırımı


Fransa diğer Avrupa ülkelerinin tarihi gibi soykırımda katliamlarda doldur.Fakat aynı suçlamayı bize yapmaktadırlar.İşte Fransızların yaptığı soykırımlar ben sadece bir tanesi Cezayir Soykırımı. 1830 da sömürge olarak işgal ettikleri ve her türlü insanlık suçunu çekinmeden işleyen cezayir'de 1945 ten 1962 de bağımsızlığını kazanan Cezayır oluşumuna kadar bu süreçte yüzbinlerce bağımsızlık savaşı veren binlerce Cezayirli katledilmiş, iki buçuk milyon Cezayirli zorunlu tehcire tabi tuttukları
bilinmektedir.Ayrıca bağyaptıklarınaşında 8 bin köyü Fransızlar yok etmiştir.Cezayir soykırımı ve katliamı 1945 te Fransızların 45000  Cezayirli öldürmesi ile sonuçlanan katliamları Cezayir liler, 1945 te meydana gelen ve 1938 e kadar süren toplu saldırıları soykırım olarak ifade etmektedir.Çünkü çok sayıda insan işkence ve kötü muameleden geçirilmiştir.
1954 te patlak veren cezayir bağımsızlık savaşı'nda bölgeden gitmesi istenen Fransız ordusuna karşı girişilen kanlı savaşlar da 150 bin kişi öldü savaşın bitmesi için Charles De Gaulle yoğun mücadele vermiş, ancak savaşın sürmesini isteyen bazı Fransız generaller ve göçmenlerin kurduğu gizli ordu örgütü isimli örgüt, Cezayir de inanılmaz insanlık suçları ve işkencelere imza atmıştır.Ülkede Cezayir halkına karşı acımasız kıyımları girişilmiştir.Savaş sonunda bağımsızlık için seçim yapılmış ve seçim sonunda Cezayir bağımsızlık kabul ederek yıkılan köyler ve öldürülen yüz binlerce insan ile tekrar bağımsızlığına kavuşmuştur.
Işkence tekniği uzmanı eski bir üst düzey rütbeli görevdeyken Cezayir de en az 1500 kişi yargısız infaz ettiğini itiraf etmiştir.Sadece itirafedilenlerden biri bu...
Fransa'nın suç listesi tabiki Cezayirle sınırlı değil.Ruanda'da yaptıkları ve diğer Afrika ülkelerine yaptıkları en son Orta Afrika'ya düzenlediği askeri hareketler ile bu ülke Afrika'dan hiç elini çekmemiş, sürekli oraya kan götürmüştür.

8 mayıs 1945 bugün Cezayir lilerin soykırım günüdür ve tarihin utanç sayfalarında kayıtlıdır.Cezayir, Nazi Almanya sı tarafından işgal edilen Fransa'yı kurtarmak için gençlerini Fransa ya savaşa götürmüş, Fransa bu özveriye karşın onlara sadece kanlı vahşet getirmiştir.Katliamlar günlerce sürmüştür. Masum insanlar evlerinden alınarak kurşuna dizilmiş, yüz binlerce masum kanına girmişlerdir Fransızlar.Burada göreceğiniz fotoğrafta Fransız askerleri ırzına geçtiği genç kadını çıplak şekilde aralarına aldıkları bir fotoğraf çektiriyorlar.İşte insanlığın geldiği son boyut Fransa'nın insanlığı....

Fransa'nın inkar politikalarına rağmen Cezayir Fransa'nın Cezayir soykırımı tanınmasını istemiştir.Fakat Fransa tarihinde bir soykırım olduğunu kabul etmemektedir.Bu amaçla eski cumhurbaşkanı Sarkozy bir seçim konuşmasında "Fransa tarihinde soykırım yapmamıştır Fransa, insan haklarını icat eden ülkedir" şeklinde açıklama yapmış, yukarıdaki fotoğraf nasıl insan haklarının icat ettikleri özetliyor herhalde anlatmak istediği  insan hakkı bu çünkü bu katiller anca vahşetten anlar.Ancak bazı Fransız yetkililer soykırım yaptıklarında hemfikir.Ayrıca tarihçiler de bu konuda hemfikirdir.
Cezayir soykırımı pekçok filme ve kitaba konu olmuş, ölen yüzbinlerce insan soykırım kurbanı olarak tarihin karanlık sayfalarına işlemiştir.

8 Nisan 2015 Çarşamba

Çakal Carlos Kimdir


Illiç Ramirez Sanchez adı verilen sık kullanılan lakabı ile Çakal Carlos, Venezuela doğumlu maksist bir devrimcidir.Birçok yasadışı eylemde yer alan Sanchez, şuan Fransa da tek kişilik hücresinde yatmaktadır hapishanede
...
Çakal Carlos 25 mart 1949 yılında marksist leninist bir avukatın oğlu olarak Venezuela'nın başkenti Karakas ta dünyaya geldi.1966 da annesi ve kardeşleri ile Londra'ya gitti.İngiltere'de üniversite eğitimi gördü.Uzun bir dönem komünist gençlik hareketlerinde ve örgütlenmeleri nde yer alan Carlos, 1975 yılında uçak kaçırma eylemleri ile bilinen Filistin Halk Kurtuluş Cephesi kamplarında eğitilerek İsrail'e karşı savaşmaya başladı. Bütün istihbarat örgütlerinin peşinden koşturacak yıllar başlamış oldu.1973 te bir yahudi'ye düzenlenen suikast başarısız oldu ve Fransa da bombalama eylemleri yaptı.Brüksel'de polisin operasyondan 3 polis öldürerek kurtulmayı başardı.60 kişilik bir uçak kaçırıldı.Önce Cezayir'e sonra uçakla Libya ya geçti.Rehineleri burada sırayla bıraktı.1976 da Yugoslavya'da tutuklanıp Bağdat'a gönderildi.1982 de karısıyla beraber bir nükleer istasyon baskınında karısı yakalandı, karısının yakalanması üzerine Fransız devletine karşı saldırılar düzenledi.Bunun üzerine karısı bırakıldı.Başta İsrail olmak üzere pek çok istihbarat örgütünün baskınından üstün zekası sayesinde kurtuldu ve bir başka lakabı da binbir surat....

Çakal Carlos 1975 te müslüman olmuş ve Salim Muhammed Nuri adını almıştır.En önemli eylemlerinden biriside Viyana'daki OPEC toplantısında aralarında 10 petrol bakanının bulundu 72 kişinin rehin almasıdır.Çakal Carlos 25 yıllık bir kovalamacanın ardından 1994 yılında Fransız ve Sudan istihbarat örgütlerinin ortak operasyonu ile yakalandı Sudan'da ve yargılama esnasında tanıştığı avukat İzabella ile evlendi.
Çakal Carlos Fransa da cezaevinde bir hücrede tutulmakta iken, başka bir hapishane nakledildi. Daha sonra Paris'te sevkedildi.Cezaevinde Fransız gizli polisi tarafından organize edilen bir suikastten de kurtulmuştur.
Çakal Carlos 2014 yılında Akp cemaat savaşında AKP yi desteklediğini açıklamış.Bu sebepten ülkemizde de gündem olmuştur.
Çakal Carlos'un hayatı pek çok filme konu olmuş, pek çok filmde onun hayatından esinlenilmiş ve hakkında pek çok kitap ve makale yazılmıştır.Ayrıca Çakal Carlos 2012 yılında Paris cezaevinden telekonferans yöntemi ile bir röportaj dahi vermiştir ve bu sebepten çok ünlüdür.

2 Nisan 2015 Perşembe

Fransayı kalkındıran isyankar Charles De Gaulle


Adı Fransa ile özdeşleşmiştir.Fransa'nın uzunca bir dönem kaderini ellerinde tutmuş olan Charles De Gaulle, Fransız siyasetini ve Fransa'yı baştan aşağı değiştirmiştir.

Kariyer olarak askerliği seçti.Birinci dünya savaşında başarılı olan Charles De Gaulle, birinci dünya savaşından sonra başarılarını askeri konularda kitap ve makaleler elealmış, Almanya'ya karşı savunma konusunda bel bağlanan Majino hattını yerden yere vurmuştur.Ama yazdıklarına kulak kabartılmadı ve 1940 yılında temmuz ayındaki işgalde Hitler, sabah kahvesini Paris'te içerken hattına yararak nasıl geçtiklerini gülerek anlatıyordu.Almanlar Fransa'yı işgal etmiş ve Fransız hükümeti teslim bayrak bayramı çekmiştir bir kişi hariç dönemin savunma bakanlığı müsteşarı Charles De Gaulle.Kendisi soluğu Londra'da aldı ve sürgündeki Fransız hükümetini kurduğunu ilan etti.Özgür Fransa'nın lideri olduğunu tüm dünyaya duyurdu.
Siyasetini İngiltere'de sürdüren Charles De Gaulle 1944 yılı Ağustos ayında Paris'in kurtarılmasının ardından bir kahraman gibi başkenti döndü.Daha sonra geçici hükümetin başkanlığını üstlenerek anayasa yapım sürecinde ülkeye çekip çevirdi .
Almanya ikinci dünya savaşını teslim belgesini 7 mayıs 1945 günü kazanan devletlerin önünde Reims anlaşması imzalanmıştır.Oysa resmi takvim bu olayı 8 mayıs olarak zikreder.Nedeni müttefikler  yeni kurtarılmış Paris'te geçici hükümeti yöneten Charles De Gaulle, Fransa'nın hesaba alınmamasına bozulmuş ve onun zorlaması ile bu defa Berlin'de Fransa'nın da katıldığı ikinci bir tören düzenlenmişti.Charles De Gaulle üstelik de bu masaya mutlaka bir Fransız bayrağının konulmasında şart koşmuştur.
Charles De Gaulle güçlü bir başkanlık
sistemi kurulmasını istiyordu ama bu isteği dikkate alınmayınca istifa etti ve köşesine çekildi.
Fransız sömürgesi Cezayir'in 1958 ayaklanması Fransa'nın iç istikrarsızlığı ile birleşince kriz çıktı.Cumhuriyet tarihi oldu. Halkın nin isteği üzerine Charles De Gaulle tekrar dümene geçti Fransızlar yeni anayasayı  ve Charles De Gaulle'in yeni cumhuriyet'in başkanı olmasını onayladı. Ülkesini sevmenin yanında, aşırı milliyetçi bir devlet adamı olan Charles De Gaulle Fransa'yı askeri ve ekonomik bir süper güç yapma konusunda takıntılıydı.Nükleer silahların yapılmasına yol vermiş siyasi hamleleri bu yönde olmuştur.Ayrıca biz Fransa'yız sıradan bir oyuncu olamayız şeklinde bir siyaset izlemiştir.Dünya kamuoyunda istekleri kabul edilmeyince, 1966 da NATO'nun askeri kanadından çekiliriz diye isyan etmiş, bu kararla NATO karargahı Brüksel'e taşınmıştır.Fransa'yı tekrar NATO'nun askeri kanadına sokan 2009 yılında Sarkozy olmuştur.NATO'dan ayrılmakla kalmamış aynı zamanda İngiltere'nin ortak pazarı girişinede karşı çıkmıştır..Ayrıca Sovyetler ile de ilişki içine giren Charles De Gaulle kafasına göre takılmaya başlamış ve bu arada Cezayir'e de bağımsızlığını vermiştir.Meşhur 1968 olayları hükümeti sarsmaya başlayınca Charles De Gaulle seçimlere gitti ve halk bir kez daha arkasında saf tutunca olayllar sona ermiştir.1969 da başkanlık yetkilerini artırmayı hedefleyen reform paketi  referandumunu kaybedince başkanlıktan istifa etti Charles De Gaulle ve inzivayaçekildiği konutunda 1 yıl sonra vefat etmiştir.
Birinci dünya savaşı'nda Almanlara esir düşmüş ve 5 kez kaçmayı denese de savaşın büyük bir bölümünü esaret altında geçirmiştir.Fransız ordusundaki en genç general olan Charles De Gaulle isteği üzerine cenazesine ailesi ve arkadaşları haricinde hiçbir devlet başkanı katılmamıştır.
Kapitalist devletçi ekonomik düzenlerin kırması olan sistem işe yaramış ve ekonomi canlandırmıştır. Marsilya, Akdeniz'in en büyük limanı yapmış, Conkort uçakları üretmeye başlamıştır.Ülkesi otoyol hamlesiyle ülkeyi kalkındırma 1964 te 200 yıldan beri ilk kez Fransa gayri safi milli hasıla açısından İngiltere'ye geçmiştir.Charles De Gaulle ülkeyi bağımsız bir nükleer güç yapmış, aya ilk uydusunu 1965 te fırlatılmış her yönden ülkeyi dünya sıralamasında tepelere çıkarmayı başarmıştır.

27 Mart 2015 Cuma

Lanetli Ekmek Efsanesi CIA Korkunç Deney


Fransa'nın güney doğusunda yer alan GarD bölgesinin  küçük bir köyü olan Pont-Saint Esprit te 16 Ağustos 1951 de köy halkı aniden korkunç yaratıkların ve ateş görüntülerinin yer aldığı  halüsinasyonlar görmeye başlamışlardır.Tüm köyün birden böyle bir halüsinasyon görmesi hala gizemini korumaktadır.Köylülerden biri
karnının yılanlar tarafından yenildiğini iddia ederek intihar etmeye çalışmış, 11 yaşındaki bir çocuk ise büyük annesini boğarak öldürmek için saldırmıştır.Yine köylülerden biri uçak olduğunu sanarak binadan atlamış bir başkası da kalbinin dışarı çıkmak üzere olduğunu söyleyerek doktora yerine takmak için yalvarıp durmuştur.Bu kişilerin çoğu tımarhanede kapatarak uzun yıllar tedavi edilmişlerdir.

Bu olaydan iki sene sonra on üçüncü kattan atlayarak intihar eden ve o zamanlar devletin ilgili birimlerinde çalışmış biyokimyagerin intiharı araştırılırken, şans eseri bazı CIA dökümanları bulunmuş.Bu dökümanlardan birinde bir ajan ile Sandoz firmasının bir yetkilisi arasındaki konuşmada bu köyde yaşanan gizemin tamamen LSD kaynaklı olduğu belirtiliyor muş.
O zaman bilinmeyen bir madde olan LSD güçlü bir uyuşturucu bir madde olup ağız yoluyla alınarak kuvvetli halisünasyonlara yer açan  bir uyuşturucudur.Bugün bakıldığında o zaman ki görülen olaylar de yaşayan insanların uyuşturucu maddenin ortaya çıkardığı halisünasyonlar ve benzer olaylar yaşadığı anlaşılmakta olup, şaşırtıcı olan ise LSD nin ozaman keşfedilmemiş olmasıdır.Ya da keşfedilmiş, belirli odakların elinde mi bulunduruyordu.
Şüphe çeken sorulardan biri de budur çünkü hem birinci hem de ikinci dünya savaşları sırasında savaşan ülkelerin çoğu çeşitli amaçlarda insanlara habersiz denek olarak kullandıkları ve pek çok iğne, ilaç deneyi yaptırdıkları biliniyor.Özellikle Amerika'nın sicili bu açıdan oldukça kötü.Ayrıca Almanya'nın da ikinci dünya savaşı'nda askerler ve siviller üzerine içlerinde hardal gazı, radyasyonlu maddeler olan halisünasyon sebep olan ilaçların verildiğinde bilinmektedir.
Amerikan istihbaratının zihin kontrol deneme  hakkında yaptığı deney bir Fransız köyünün tamamen delirmesine sebep oldu.Bugün az çok ortaya çıkmıştır yüzlerce insan aniden toplu delilik durumu yaşamış, beş kişinin bu olayda öldüğü yazılmıştır.Yıllar boyu yaptığı ekmekleri civa koymak ve köyleri zehirlenmekten suçlanan köyün fırıncısı, bu tuhaf olay dan sorumlu tutulmuştur.Ancak yeni kanıtlar, zihin kontrol deneylerinden biriini gerçekleştiren CIA'ın ekmeklere uyuşturucu madde LSD kattığını ortaya çıkardı.CIA'nın LSD maddesini İsviçreli ilaç firması Sandoz dan aldığı arşivlerde yapılan aramalarda ortaya çıkmıştır.
Basında yeni basında büyük bir olay olarak ortaya çıkan habere göre Fransız istihbarat şefi CIA'dan iddialar hakkında açıklama istemiştir.
Asıl sorun şu ki 1950 de böyle bir toplu delilik yaşatmaya çalışan CIA ve benzeri ülkeler, istihbarat kuruluşları, bu çalışmaları son mu verdi yoksa hâlâ ilaçlar ve benzeri kimyasallar ve bu türden deneyler hala üzerinizde denenmekte midir ? Asıl sormamız gereken soru budur..........

4 Mart 2015 Çarşamba

Orta Afrika'nın İmparatoru Bokassa Çılgın Diktatör


Kara kıtanın başına çöreklenen diğer diktatörler gibi Bokassa'da asker kökenli idi.Misyoner okulunu okuduktan sonra Fransız ordusuna katılmış ikinci dünya savaşında Fransa da Almanlar ve ardından Fransız Hindiçini nde komünistlere karşı savaşmıştır.Bu savaşların ardından yüksek derecede Fransız nişanları almıştır.Orta Afrika Cumhuriyeti'nin
Fransa'dan bağımsızlığını kazanmasında ardından devlet başkanının onun kuzeni olmasından kaynaklanan bir süratle Orta Afrika genelkurmay başkanı na kadar yükseldi.Daha sonra ikilnin arası açıldı ve 1966 yılında akrabasının devirerek klasik bir Afrika askeri darbesi yapmış olan Bokassa olsa kendini imparator olarak ülkenin başına atadı.
Tabiki her Afrika ülkesi gibi Orta Afrika'da işsizlik ve fakirlikten kırılıyor ve muhteşem diktatör işsizlik sorunu çözmek için çözümü eşsizdi.
18 55 yaş arası herkes işsiz olduğunu kanıtlamak zorundaidi.Kendisi için ise bolluk bolluk içinde yüzüyor, 22 milyon dolara taç takma töreni yapıyordu.
Kendisine ait bir ifade herşeyi özetliyor du aslında "burada gördüğünüz her şeyin parasını fransızlar eder biz para isteriz onlar verir ve harcarız"
1976 da Bokassa  kendini iyice kaybetti ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nde artık monarşi olduğunu ilan ettiği ve adını Orta Afrika imparatoruna çevirdi.Kendini imparator ilan eden narsist diktatör, tüm batılı devletleri davet ederek kendisine 22 milyon dolara mal olan (o zaman ne kadar büyük bir para olduğunu düşünün) taç giyme töreni yaptı.Ülkesi ise fakirlikten kırılıyor, ülke bütçesinin dörtte biri sadece bu taç giyme töreninde çarçur edilmişti.Batılı ülkeler bıyık altından gülüyordu Fransızlar ise deliye dönmüştü
Lakin Bokassa rejiminin her uygulaması bu şekilde alaya alınacak kadar matrak değildi.Sömürge artığı her diktatör gibi  halkını katletmekten geri duyu durmadı.İşkence ve sorgusuz infaz lar bir kenara öyle bir noktaya gelindeki Bokassa olsa muhaliflerini yediği evet bizzat yamyamlık ettiği bile iddia edildi.Ülkede artan hırsızlık olaylarına rahatsız olan diktatör başkentin meydanında askerlerle birlikte onlarca hırsızı sıra dayağına geçirmekten geri durmadı hatta üç tanesi dayaktan ölmüş,diğeri diğeri ise kızgın güneşin altında ibreti alem olsun diye saatlerce bekletilmişti.Başka diğer bir garip alışkanlığı da kabineden azlettiği bakanların cüzdanlarından koleksiyon yapmasıydı.
Ülkede üniforma giymeye reddedenlere başını ezdi.1979 'da 100 öğrencinin öldürülmesi bardağı taşırdı.Devletin şart koştuğu üniformaları girmeyi reddeden öğrenciler öldürülmüştü.Artık Fransa'da bu kasabın arkasında durmamaya başlayınca batılı devletler ve Fransız komandolar tarafından desteklenen eski başkanı  barakuda operasyonuyla kendisini tekrar devirerek ülke tekrar cumhuriyete dönüştürmüştür.

Ardından Bokassa olsa Paris'e kaçtı.Paris'teki var onu çok sevmese de kendisine layık gördükleri nişan gereği onun elleri kolları bağlanmıştı.Paris'te bulunduğu yıllar içinde üst düzey devlet yetkilileri onu kandırarak yani öyle görünüyor ülke seni bekliyor diyerek gaza getirdikleri Bokassa ülkesine geri döndü ve anında tutuklandı.Adam öldürme, zimmete para geçirme, yolsuzluk ve hatta yamyamlık suçlarından yargılandı idama mahkum edildi.Ardından cezası ömür boyu hapse çevrildi.7 yıl dört duvar arasında  kaldıktan sonra eskiden koruması olan yeni devlet başkanının emriyle 93 yılında serbest bırakıldı 3 kasım 1996 da kalp krizinden öldü.
Bokassa  70 lerin ortasında tüm afrikalı diktatörlerini akıl hocası olan olan Kaddafi'de bir araya geldi. Ondan çok etkilenmiş olacak ki müslüman olduğunu açıkladı lakin birkaç ay sonra yine katolik devlet başkanı olarak halkı selamlayacaktı.Bu şaşırtıcı manevrada Kaddafi'nin kendisine vaadettiği kredi vermekten vazgeçmesenin rol oynadı açıkça görülmektedir.
Diktatörün insan eti yediğine dair iddalar öğrenci olayların ardından Paris  gazeteleri tarafından yayınlanan fotoğraflar da patlak verdi.Buna göre içinde insan parçacıkları bulunan bir buzdolabı vardı ve buzdolabı Bokassa'nın  sarayında bulunuyordu.Bokassa ısrarla bu fotoğrafların morgta çekildiğini söylesede kimse inanmadı.Diktatörün, öldürdüğü muhaliflerine sarayın bahçesinde aslan ve timsah ları beslediği ve daha nice buna benzer şekilde sapıkça birçok iddaa hakkında bulunmaktadır Bokassa'nın.

http://tarihvekomplo.blogspot.com.tr/2015/03/orta-afrikann-imparatoru-bokassa-clgn.html

3 Mart 2015 Salı

Kamboçya Kasabı Pol Pot


1975-1979 yılları arasında komünist Kamboçya devrimi ne liderlik etmiş, ülkesinde yaklaşık 2 milyon dolayında insanı bu rejim sonucu hayatını kaybetmiştir.Kamboçya gibi küçük bir ülke göz önüne alındığında bu sayı yüzyılın en kanlı diktatörlüğünü göstermektedir.

Ülkesinin başına karabulut gibi çökecek olan Pol Pot Kamboçya'nın henüz Fransız sömürgesi olduğu yıllarda varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.Adı Salath Sar dı. Fransız okullarında okuyup 1949 da Paris'e gitmiştir bu ülkede Fransız komünist partisi'ne sömürgecilik karşıtlığı söylemlerine nedeniyle girmek de tereddüt etmemiş ve Fransa'da küçük komünist hücrelerinde yasadışı toplantılara katılmış burada devrimciliği öğrenmeye çalışmıştır.
Kamboçya 1953 te Fransa'dan bağımsızlığını kazanınca Pol Pot ülkesi geri dönmüş ve öğretmenlik yapmaya başlamıştır.Burada yine komünist yasa dışı faaliyetlerde bulunan Pol Pot Kamboçya komünist partisi başına gelmeyi başarmıştır.Daha sonra polis korkusundan dolayı bir avuç arkadaşıyla Vietnam sınırına Vietnam askeri kampına sığınmıştır.2 yıl boyunca Vietnamlıların beslemesi gibi bu kamplarda yaşamıştır.
Çin'e giden Pol Pot burda Mao ile tanışmış ve komünist ideallerle dolup ülkesine geri dönmüştür. 1960 lardan itibaren Kamboç komünist partisi'nin silahlı kolu olarak kendini gösteren kızıl kımerler ile birlikte ülkenin ormanlık bölgelerinde gerilla hareketine başlamış.Bu arada ülkesinin komşusu Vietnamda Amerikalılar ile savaş vardı.Kamboç prensinin komünist söylemlere girmesi nedeniyle Amerika ülkede sağcı bir darbe yaptırıp yönetimi değiştirmesini sağladı.Bunun ardından prens ve Vietnamlılar Pol Pot ve kızıl kımerlere sınırsız destek sunmaya başladı.
Amerikalıların Vietnam ın yanı sıra Kamboç topraklarınıda bulunan komünist hedefleri de bombalamasıyla galeyana gelen Kamboçyalılar, kızıl kımerlere dere geçmeye başladı.
1975 te Pol Pot ve Kızıl kımerlerin başkenti işgaliyle iç savaş sona erdi ve demokratik Kamboçya adıyla yeni bir Rejim kuruldu, Pol Pot başkanına gelmişti
Başa gelen Pol Pot bir anda ülkeyi adeta kapattı ve ortaçağ döndürdü.Kendi ne göre muhteşem ütopyası yani halkın kendi kendini idare etmesi.Pirinç tarlaları da çalışan halk kendi pirincin üretecek, dışa bağımlı olmayacak ve bu şekilde kendi üretip kendi tüketecektir. Tabi ki evdeki hesap çarşıya uymadı ve kıtlık başladı.Dış dünyayla bağlantısı kesilen ülke insanoğlunun şahit olduğu en inanılması zor imha seferberliğine beşiklik ediyordu.Burjuva karşıtı olan Pol Pot ülkede modern ne varsa yakıp yıkmaya başladı.Buna arabalar dahil.Pol Pot un manyakça rejimi iktidara geldiğinde takvimi kendince sıfırlamış ve 1975 yılı sıfır olarak almıştır.Pol Pot un kafasındaki topluma dönüşebilmesi için Kamboçya da modern hayata dair ne varsa yerle bir edildi.Gözlük takanlar ve dil bilenler bile burjuvayı temsil ettikleri için hiç hunharca katledildi.
Pol pot 1976 da hazırladığı akıllara ziyan 4 yıllık kalkınma planı ile ülkenin tabutuna bir çivi dahi çaktı.Plana göre bir yıl içinde Kamboçya'da tarımsal üretim 3 e katlanacak ve bu gübre, iş makinesi ve modern tarım teknikleri olmadan yapılacaktı.Tabiki bu da tutmadı iç savaş yorgunu halk pirinç tarlalarındaki aşırı çalışma temposuna dayanamadı ve hatta doldurmak için kendi düşen pirinci bile üretim hanesine ekleyince kıtlık patladı.
Pol pot askerleri ise kıtlıkla boğuşan halktan ses çıkarmaye cüret edenleri  hain nitelendirip, akıl almaz işkenceler  uyguluyor, kurşun ziyan olmasın diye bu kişilere naylon torbalarda boğarak öldürüyordu.
S11 olarak bilinen işkence merkezinde kızıl kımerler rejiminin sapık düşünceleri ile sadece bu merkezde 15 binden fazla kişi akılalmaz tekniklerde öldürülmüştü.Burada genç kızların boğazı kesiliyor ve hangisinin ödeme ne kadar dayanabileceğini dair kronometre tutuluyordu.Başka bir teknikle ise karnından bıçaklanan insanları su dolu bir varile sokup ne kadar sürede öleceklerini gözlemlemekti. Insanlar sürekli fişleniyor ve acımasızca pirinç tarlalarında zorla çalıştırılıyordu.
Bu manyak rejimin işini bitiren ve Pol Pot un iktidardan gitmesini sağlayan şey yine Pol Pot un Vietnama olan düşmanlığı oldu.Vietnam lardan aşırı nefret eden Pol Pot bu ülkeye savaş açmak gafletinde bulunmuş.Vietnamın Kamboçya yı işgal etmesiyla kendi yanlıları ile birlikte ormanları kaçmış ve ormandaki kamplarda gerilla hareketlerinde bulmaya başlamıştır.Pol Pot tam 18 yıl hem uluslararası dengeler hem de Tayland askerlerinin korumasıyla korundu.Ormanda akıl hocalığı yapmaya devam etti.90 lardan itibaren dış desteği kaybolunca kızıl kımerler ve kendi komünist hareketi dağılmaya başladı binlerce gerilla batıya kaçtı.
Soğuk savaş bitince Bill Clinton Pol Pot meselesi için derhal halledilmesi emrini verince operasyon yakalanması için başladı.Fakat geç kalmışlardı 15 nisan 1998 de Pol Pot Amerikalıların kendisi için geldiğini radyodan duyunca aniden fenalaşarak öldü.
Bugün Pol Pot dönemine ait yaşanan ölümler kızıl kımerler kurbanlarından artakalanlar ülkenin başkentindeki soykırım müzesi'nde sergileniyor.Üst üste kafatası dağları şeklinde Pol Pot rejiminin yıkılması üzerinden onlarca yıl geçti fakat ölüm tarlaları olarak bilinen pirinç tarlaları nın altında hala cesetler ve kurukafalar çıkmaktadır.