Emir Arıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emir Arıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2014 Perşembe

Yürümeler


Gerildi. Ruhu bedenini terk etmek istedi. Çekindi. Bütün bu olan bitenden çekindi. Giden araçlardan ve yürüyenlerden tiksindi. Suratlarına bakamaz oldu. Sonra bir aynaya rastladı. Kafasını çevirdi. Ama kendini göremez oldu. Öyle çok durmuştu ki diğerlerinin arasın da onu o yapan şeyler silikleşmiş ayna da bir ayrımı kalmamıştı.
Aynaya küfür etti.
Ayakları bir anlık duraksadı. Beyninden komut verilmeden refleks olarak yürüdü. Neden yürüdüğünü düşündü. Bir cevap bulamadı.Yürümeye devam etti. Yürümek hayatın bir parçasıydı ve sıradan bir şeydi.

Bir dükkan vitrinine takıldı gözleri. Yürürken, iki adım attı. Vitrinden uzaklaşmış, göz ucuyla bakmaya başlamıştı. Sonra beş adım daha attı. Artık boynu çaresiz çevrilmeye yüz tutmuştu. Altı, sekiz, on derken eşinden koparılan bir kadın gibi gözleri çaresiz boynu tutuk, bir vitrin camına bakarak yürüdü.

Vitrinde ki zırzavatların bunca zahmete değmeyeceğini düşünüp kafasını önüne doğrulttu ve yapmak da usta olduğu işe, yürümeye devam etti.

Hep yürüdüğünü düşündü.
-Kuşlar da uçuyor ama. Dedi biri
Belki de onlar uçtuğu için yürüyoruzdur. Dedi.
Sonra düşündü ; Hah ! Saçmalık bunlar ! Yürüyoruz işte dedi.
Haklıydı. Yürüyordu işte. Alelade bir caddede alelade insanlarla alelade yürüyüşünü yapmaktaydı. Bu onun için yeterince anlaşılır ve basitti. Bir süre bu gerçeği sindirmekle geçirdi.
Burada onlarla yürümemesi gerektiğini, kendine yakışmadıklarını düşündü. Sonra alaycı bir tavırla ; -Onlar da öyle düşünüyor ya !- dedi.
Onlarda öyle düşünüyordu. Evet!

-Herkes kendinin özel olduğu sanrısına kapılıyordu. Banka reklamlarında alelade insanlara ‘’Siz özel müşterimizsiniz’’ deniyordu. Ama bunu herbirine diyorlardı.
Bakın bayım! Eğer herkese özellik afdederseniz kimse özel olmaz. Muhatap alınanların egolarına özel oldukları yanılgısını koymak akıllıca bir harekettir ama ikiyüzlülükdürde.-


Medeniyetten omuz silkti. Baktı yükselen binalara, Gösterişli yüzlere ve insan egosuna nazır aynalara ; Olması gereken bu değildi ! dedi .
Şans diye bir şeyin olmadığına karar kıldı. Laplaceden etkilendiğini kendine itiraf etmek de zorlandı ama başardı . Yol hiç olmadığı kadar kaygandı. Dünyevi bağlardan usta işi kayganlığıyla sizi almayı beceriyor ve uzay-zamandan sizi soyutluyordu.
Neon tabelalar,2000’li yılların Fütürist havasını taşıyordu. İsa öleli iki bin yıl oluyor ama insanlık hala yerinde sayıyordu. Medeniyet namına füzeler inşa ediyor, medeniyet namına yüksek binalar dikiyor ve yine o kokuşmuş medeniyet namına yaşıyordu.
Her yerde medeni olmak öğretiliyor ve doğru önümüze sunuluyordu.
Doğruyu mideye indirirken aşçısını merak etmiyordu pek çoğu. Pek çoğu ahmaktı zaten.
Pek çoğu pek çoktur.

Yazar

11 Aralık 2014 Perşembe

Öngörülebilir Hayatlar


Bazıları vardır, hayatları film olsa kapalı gişe oynar.. Ama ben onlardan değildim. Hayatı derinler de bir yerde umursamayı uzun zaman önce bırakan bi sahtekardım. Dışardan bakınca öyle gözükmüyor olabilir.. Hayat telaşının içinde savrulan küçük  bir fare olarak da görülebilirim. Ama gerçek bu değil.

Bence hedonizmi cinsellikle sınırlandırmamak gerek. Bu yanlış olur.. Bedensel olarak tadabileceğimiz zevklerin bir sınırı olduğu aşikar! Ya tinsel hazlar? Nihai ve mutlak amacımız nedir? Huzur mu? Mutluluk mu? Bir tanecik kızının evlendiğini  görüp 50 yaşların da ihtiyar bunalımlarına merhaba deyip, Kırt kanaat emekli maaşıyla geçinmek mi? Yoksa amacımız haz almak mı? sevmekten,var olmaktan ve yaşamaktan?

Size soruyorum! Ah evet cevap vermeyin devam edin bunu yapmaya. 20’li yaşlar da evlenip bok üretmekten başka bir şey yapmayacak veletler üretin.sonra onlara konuşmayı öğretin ve bir daha asla susmasınlar. Sonra onlara da bir yuva kurun ve  devinim yine devam etsin. Neyiz biz ha fabrika mı? Bir çarkın dişleri gibi  nereye ne zaman denk geleceği öngörülebilir hayatlara sahip olmak sizin de canınızı sıkmıyor mu ?

Neden yaşadığım bu yerde, bunları sadece tek ben düşünüyor gibi hissediyorum? Sizler birer dişli çarklarısınız ve  sürekli aynı şeyleri  tekrar ediyorsunuz. Başınıza politikacıları getiriyor, dişlilerinize yağ sürmesine izin veriyor artık daha kolay makine oluyorsunuz. Hepsi yeni bir yağ ile meydana çıkıyor ve sizi daha rahat düzebileceğinden bahsediyor ve siz de " Tanrım yeni mesihimiz tam da burda " diye çığlıklar atıp, kendinizi avutuyorsunuz.

Tecavüzcü kurbanının ona karşı gelmemesi için uyku hapı kullanır. Modern toplumlarda ise bu durum televizyon ve medya üzerine kurulmuştur.

Ahh Konu çok budaklandı öyle değil mi ?

Ah lütfen izin verin bu aciz beynimin yaptığı sosyo-kültürel analizleri buraya düzmeme ısrar ediyorum izin verin !

Doğrusu insanlar demeyi pek sevmem çünkü bunu herkes der, anlıyor musun? herkes! Kendini insan türünden soyutlarayak üstün egosuyla insan denen aşağılık türü eleştiren bir maymun olur o sırada bunu diyen kişi ya da bir marslı! bilemiyorum..

Ben bunu yapmayacağım..

Doğamızı düşünüyorum, yani yeşilliği ve böcekleri değil. Kendi doğamızı! İnsan doğası! Garip yaratıklarız görece yüksek zekası ona bir şeyler kazandırıyor evet!  Ama bu zeka geri de tepebiliyor.

Doğaya baktığımız da türlerin yaptıkları ve yapabilecekleri zekalarıyla sınırlıdır. İnsan denen türün ise yüksek zekası yapabileceği şeylerin sınırını bir hayli genişletiyor. Lafı dolandırdığımın farkındayım, varmak istediğim nokta; Kötülük kavramını var eden biziz ve onu en iyi şekilde yansıtan da. Bu korkunç zekamız yanlış zihinlerde yanlış şeyler için kullanılmaya müsait.

Bunu niye mi anlatıyorum?

Çünkü siz Bay ve Bayan dönen çarklar, yukarda bahsettiğim kötülerden bile daha aşağısınız. En azından birileri zekasını kullanarak kötü olabiliyor ama siz ? Beyinleriniz yalvarıyor ama kulak asmıyorsunuz bile..

Sadece bunu söylemek istemiştim iyi günler.

Yazar

Orda Durmuş


Orda durmuş ileriyi seyrederken sigarayı ağzınıza götürürsünüz. Gözünüz, küller ille sigara kağıdının oluşturduğu sınıra odaklanmıştır. Narin bir nefes alırsınız ve sınırlar kavrulmaya başlar. İşte yapmak istediğim tam da buydu bütün sınırları kaldırıp hepsini yakmalıyız sadece yollar olmalı hiç gidilmemiş yerlere giden.

Orda durmuş ileriyi seyrederken yağmur damlaları piyanonun tiz seslerini anımsatacak bir şekilde çiseler. Kir tutmuş araba kaputlarının üstüne birer birer ıslaklık çukurları belirmeye başlar ve kir perdesi yavaş yavaş aralanır. O an için umrunuzda olan hiçbir şey yoktur.Sigara duman üretmeye devam eder siz de esintinin hareketlendirdiği yeşillikleri izlemeye.

Orda durmuş ileriyi seyrederken; İnsanlar birbiri ardına geçer kimisi yüzünü size çevirir kimisi oralı bile olmaz.Ama genelde bakmalarını istemezsiniz bu rahatsız edicidir.Bazen oturduğunuz ve sigara içtiğiniz apartmanın sakini gelir ve siz onun içinden  "Git de başka yerde tüttür o boku" dediğini duyarsınız.

Orda durmuş ileriyi seyrederken ; Hayat biraz da olsa katlanılabilir.

Yazar

Kendimle Söyleşi


Geçmişte yaşananlar,gelecekte olacakları belirliyorsa.Bu tabloda benim rolüm ne? Seçtiğim her şey çevresel baskının yönlendirmesi ile oluyorsa,eylemlerimde ki bana özgülük ve ruh nerdedir? İnsan özünün doğaya karşı gelip ona boyun eğdirdiği bir yanılsamadan mı ibarettir?

Neden ve Sonuç ikilisinin dansının arasında tıkalı kalmış yaşamlarımız ne denli özgür olduğu yalanına inandırılmıştır?

Fark edilmeden yaşayıp gitmek mümkün müdür? Şuan çalan kasvetli melodi, ben, siz tek bir kıvılcımın sonucu ise her şeyin önceden olacağı bellidir diyebilir miyiz?

Peki ya bir klavsenin çirkin sesine ne demeli?

Fahişeler de iş ahlakı var mıdır?

Bir çok yazar kaldırımları sert bulmuştur. Bence olması gerektiği gibiler.

-Bütün bunların başta dediklerinle ne ilgisi var?
Bunu sormakta pek ala haklısın.Ama sorman gereken asıl şey bu değil sürekli kaçırıyorsun asıl olayı. Sorman gereken benim neyden bahsettiğim

-Neyden bahsediyorsun ?
Bak işte onu bilmiyorum…

Bu aforizmik söylemle konuşmayı bitirmek isterdim ama gönlüm elvermiyor ne yazık ki. Bir sonra ki cümle de neyden bahsedeceğini bilmeksizin yazarsın. Tabi güzel olanda budur.Her cümle diğer bir cümleyi tetiklediği için sonu gelmeyeceğini sanırsın. Ama gelir !

Okul da öğretmenlerimden tek isteğim neye lanet okumak istersiniz adlı bir liste ödevi vermeleriydi ama bu yanlış bir şey tabi yani lanet okumak.

Fakat iğrenç okul sıralarında olmadığımıza göre
Listeye klavsen sesiyle başlayabilirim diye umut ediyorum.
Parıldayan kıyafetlere
Konuşmak bilmeyen kapanık piçlere
yılışık orospu çocuklarına
ve en önemlisi kıç ağrıtan sandalyeleler’e lanet olsun !

(Kendimle söyleşi)
Yazar

Bilinmezlik


Tanrım bu müzik etkisini hiç kaybetmeyecek mi? Her duyduğun da o içinde ki huzur verici ürperti sürekli ama sürekli tekrar mı edecek ?

Bu kesiti kaç kez başa sardım biliyor musun? Ama sonunu bir türlü sevemedim. Kimi zaman sonunun gelme korkusundan başının verdiği zevki alamadığım da oldu.. Belki sıradan şeylerdi belki ben cilalıyordum tüm bu duyguları.

Dünya zıtlıkların birbirinin yerine geçme yeriydi yağmur yağıyor güneş açıyordu uyuyor sonra uyumuyordunuz.

Bazı zaman güzel yazmak istiyordun çok güzel! İnsanları etkilemek olağan üstü betimlemelerle ne kadar iyi bir yazar olduğunu kanıtlamak istiyordun ama bu müzik çalarken hiç olmadığım kadar samimi olabiliyorum.. Bilmiyorum soruyorum acaba bu paragrafı da etkileyicilik kaygısı güderek mi yazdım? Büyük bir ihtimal böyle belki de cevabı kesin olarak biliyor da söylemeye cesaretim yokmuş gibiydi.

Bazı an kelimeler öyle kolay ve kaygan bir biçimde düşüşe kapılıyordu ki; cümlenin olması gerektiği yere, şaşırıp kalıyordun. Çoğunlukla insanlara değer vermem çünkü değer kazanılarak elde edilir. Hayata ve onun içindekilere dair daha fazla analiz yapamayacağım çünkü onun hakkında pek bir şey bilmiyoum. Bu hayatın beynimin bir ilizyon gösterisi olduğunu düşünürüm bazen..

Ne kadar da ironik değil mi? Beni ezen bu hayat yada sistem yada toplum her ne derseniz deyin, benim beynimin bir yanılsaması şuan kötü adam kahkahası attığımı tahayyül etmenizi istiyorum işte öyle bir ifadeyle yazıyorum bunu..

Bütün o pop starlar, zenginler, şımarık kaltaklar ve hepsinden önemlisi acı! Hiç biri gerçek değil acı çektikleri suratlarına yansıyordu ama eğer beynimin bir oyunu ise bütün bu varlık silsilesi onların acı çektiğine dair bir kanıt da yok.

Belki tek gerçeklik benim.. Her şeyin mutlak sahibi. Bu yazıyı yazmamı sağlayan şeyleri ben geliştirmedim ama geliştirenleri beynim geliştirdi.

Ya bütün dünya, ben hariç 7 milyar küsür insan benim gördüğüm şeyleri farklı görüyorsa ya benim için kırmızı olan şey onlar için maviyse? Bunu hiç düşündünüz mü ? Kırmızı kelimesine yüklediğimiz anlam neyi çağrıştırıyor bu önemli.

Ama tabi bunlar sadece bir düşünce gerçekliğe(!) dönecek olursak ben yine bir hiçim ve belki de kimse tarafından sonuna kadar okunmayacak doğal olarak kimsenin bu cümleleri göremeyeceği bir yazı yazıyorum.. Buraya kimse bakmayacağına göre özel şifrelerimi buraya kaydetsem iyi olacak..

Yazar