ingilizler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ingilizler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2015 Pazartesi

15 000 Türk Askerinin Kör Edildiği Esir Kampı Seydibeşir


Evet pek çoğumuz bilmiyoruz ve bu günlerde  ermenilere yapılan sözde soykırım haberleri ile gündem meşgul ediliyor.Fakat sizlere İngilizlerin, Türklere karşı yapmış olduğu soykırım dan bahsedeceğim.Hepimiz ne yazık ki unuttuk fakat tarihimiz Türklere yapılan soykırımlarla doludur.Ne yazık ki ve biz bunları unuttuğumuz için dünya bu konulara sessiz kalmıştır.
Ingiltere birinci dünya savaşında özellikle Çanakkale cephesinde elinde bulunan Türk askerlerini Seydibeşir esir kampı na yollamıştır.Birinci dünya savaşı'nda İngilizlere 150 bin askerimiz esir düşmüş,
bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare kampına hapsedilmiştir.Kampın tam adı Seydibeşir Kuveysna Osmanlı Useray- i  Harbiye kampı idi.
Bu kampta 1918 de Filistin cephesinde esir düşen 16 ncı tümenin 48 inci alayına bağlı Osmanlı askerleri tutuyordu. 12 haziran 1920 ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet ,ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar.Bunun nedeni Ermenilerdi.Çünkü kampta Türkçe bilen Ermeniler tercümanlık yapmış ve yalan yanlış çevirilerle İngiliz komutanları azılı Türk düşmanı haline getirmişlerdir.Savaş bitmişti ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışında binlerce Osmanlı askerini teslim etmek İngiliz'in işine gelmiyordu.Çünkü olası yeni bir savaşta bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri Ermeniler tarafından İngilizlerin beynine işlenmişti.
Çözümü ise bunlar için basitti çünkü bu gavurlar katliam ve öldürmekten başka bir şey bilmemektedirler.Çözümü toplu katliam da bulunan İngilizler, askerlerimizi mikrop kırma bahanesi ilr süngü zoruyla dezenfekte havuzuna soktular.Ancak suya normalin çok üzerinde krizol maddesi katılmıştı.Mehmetçik da ayağını soktuğunda havuza aşırı krizol maddesi nedeniyle yanıyordu.Bu nedenle girmek istemiyor ve hemen çıkmak isteyen askerlere İngiliz askerleri dipçik darbeleriyle havuzdan çıkmalarına izin vermiyordu.

Her ne kadar gelen suya başlarını sokmak istemeyen mehmetçik bu kez İngilizler havaya ateş etmeye başlayınca askerlerimiz ölmemek için çömelerek başlarına suya soktular.Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu! çünkü gözleri yanmıştı ve kör olmuşlardı.Dışarı çıkanların halini gören sıradakilerin direnişi de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu.
Bu vahşet 25 mayıs 1921 tarihinde TBMM de görüşüldü.Milletvekilleri Faik ve Eşref beyler bir önerge vererek Mısır'da esirlerin, krizol banyosuna sokularak 15000 vatan evladının gözlerinin kör edildiğini bunun faili olan İngilizlerin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler.Tabiiki yeni kurulan devletin bin bir türlü sorunu vardı ve bu hesap sorma işide unutuldu gitti.
Tabii bu büyük vahşet tarafımızdan bilinmediği için bu olayı okuyanlar veyahut duyanlar inanmıyor olabilir.Abartı gelenler olabilir.Fakat tarih gerçekleri dayanmaktadır .Bu olayın ne kadar gerçek olduğu birinci dünya savaşı'nda İngilizlere esir düşen ve Seydibeşir kampı nda 3 yıl kalan Karamanlı bir Türk subayının bu kampta tuttuğu günlüklerden bir alıntı ve bugünlük bir başka Karamanlı olan Ahmet Duru tarafından kitaplaştırılmıştır."Katran Kazanında Sterilize" adıyla 2004 yılında temmuz ayında okullarına sunulan kitapta bu olay Seydibeşir kampı nda yaşanan insanlık dramı ve vahşetler yer almaktadır.Ayrıca ATO başkanı Sinan Aygün bu kitaptan yaptı alıntı alıntı bir basın bildirisinde açıklamış ve geniş kitlelerin öğrenmesini sağlamıştır.
Bu olayı inkar edenlerin başını çektiği grup krizol maddesinin kimyevi bir madde olmadığını iddaa etmiş, fakat crisol olarak geçen madde 1800 lerin sonlarından çeşitli alanlarda kullanılır.Özellikle dezenfekte işlemlerinde popülerlik kazanmıştır.Yan etkileri ortaya çıkınca 1920-1930 larda bu maddenin kullanımının vazgeçilmiştir.Belki de İngilizler Mehmetçikler üzerinde deneyince anladı bilinmez.... Krizol maddesi yüzde 5 seviyelerine kadar suyla karıştırılarak kullanıldığında sağlık açısından yan etkileri düşük fakat aşırı doz kullanımında kesinlikle zararlı bu maddenin birinci dünya savaşında esir kamplarında ki insanların dezenfekte edilmesinde kullanıldığı, Avustralya devlet arşivlerinde belgeli bir şekilde görülmektedir.Seydibeşir kampı ndan çekilen görüntüler tüm internet aleminde bulabileceğiniz gibi bu yazıya da ekledim.

Seydibeşir de 15 bin türk askerinin gözlerinin kör edilmesi ile ilgili soru önergesi milli savunma bakanı Vecdi Gönül tarafından yanıtlanmış ve kısaca 4 mayıs 1919 da gönderilen bir belgeye göre esir düşen ve İzmir'e gelen geri dönen askerler arasında 303 askerin kör olarak döndüğü belirtilmiş.Buna karşılık İngilizlerce yapılan savunmada, kasti olarak bir kör etme olayının gerçekleşmediği iddaa edilmiş, ancak özellikle İngilizlere esir düşen Türklerden binlercesinin kamplardan kör döndükleri bu olaylardan bazıları yanlış ilaç verilmesi sonucunda meydana geldiğini belirtti mektedir.Tabi ki kabul etmezler....
Günümüzde Seydibeşir esir kampı bölgesinde İskenderiye şehitliği adı verilen bir şehitliğimiz mevcut.Esirlerden vefat edenler ve bunların arasında bulunan 13 Türk subayı, kampın bir kısmına defnedilmiş.Daha sonra İngiliz tarafından subayların hatıralarına hürmeten burada küçük bir kabir inşa edilerek 1941 de şehitlik yapılmıştır.
Ne Ingilizler ne de diğer Ermeniler gibi bize karşı vahşet sergileyen diğer uluslar hiçbir şekilde savaş suçlusu olarak yargılanmadı ve bu olaylar gündeme getirmedi.Seydibeşir esir kampı ile ilgili İngilizler savaş suçlusu olarak sayılmadı.Bu olaydan dolayı kimsenin yargılanmamasının nedeni bizim tarihimizi unutmamızdır.

Seydibeşir başlı başına insanlık suçudur.Soykırım ve işkence merkezidir.Askerlerimiz yapılanları unutmayalım, unutturmayalım.
Vatan için can veren tüm şehitlerimizi bu vesileyle bir kez daha saygı ve rahmetle anıyorum ve herkesi tarihini unutmamaya davet ediyorum......

19 Nisan 2015 Pazar

Mahatma Gandhi


Mahatma Gandhi (1869-1948) kendi ifadesiyle hep gerçeğin peşinde oldu.Ülkesi Hindistanı, İngilizlerin esaretinden kurtararak ulusal kahraman olmuş, pasif direniş felsefesi ile dünyaya örnek olmuş bir kişiliktir.
Çocukluktaki utangaç halini görseler, koskoca Hindistan'ı bağımsızlığa taşıyan adam bu muymuş deyip burun kıvırlardı ama
Mahatma Gandhi, utangaç çocuk, okuma yazma bilmeyen ama dindar, oğlunun üzerinde oldukça güçlü bir etki bırakmış olan annesinin eğitiminden geçip, babasının ölümünün ardından İngiltere'ye hukuk eğitimi almaya gitti. O ana dek en ufak bir liderlik parıltısı göstermemişti. İngiltere'de vejeteryan cemiyetlerde içli dışlı olan bugünlerde kendisinden Hint edebiyatının Bhagavad Gita kitabını çevirmesini istediler.Gita'yı çeviren Gandhi ilk kez Hint olmaktan dolayı gurur duymaya başladığını hissetti.Bu kitapla birlikte incil'den çok etkilenen Gandhi, hayatı boyunca kılavuz olarak incil ve gitayı yeri geldiğinde eleştirmekten de geri durmayacaktır.
Eğitimi bitince İngiltere'de işi bitmişti. Hindistan'a döner dönmez soluğu bu kez Afrikanın güney ucu Güney Afrika'da staj eğitimi yapmak için gitti.Hayatının şokunu burada yaşayacak, ülkedeki çoğunluğunu oluşturan siyahların beyazların ırkçı ayrımcı değişimi apartheid altında inim inim inlediğini görünce şoka uğradı.İçindeki ilk isyan kıvılcımı işte böylesi bir ortamda çıktı.Bir avukat olarak çalışmaya başladı.Ülkede ilk protesto ve sivil itaatsizlik  bu dönemlerinde yaşamış şiddet içermeyen protesto eylemlerine adını bugünlerde vermiştir.
21 yıl güney Afrika'da kaldıktan sonra Hindistan'a döndüğünde sene 1915 te, o artık Hint milliyetçi hareketin liderlerinden biriydi.Kendi kendini yönetme taleplerine Londra'daki lere duyurmaya çalışıyorlar, bu arada popülerliği iyice artan Gandhi taraftarın gözünde Mahatma "yüce ruh" terfi etmiş, önderlik ettiği iki günlük ulusal grevler İngiliz sömürge yönetiminin işlerine çomak sokmaya başlamıştı.İngilizler giderek artan muhalefeti bastırmaya çalışsada karşılarında o güne dek tekrar tutamadıkları türden bir düşman vardı hamle etmeyen, hareket etmeyen, vurduğunda el kaldırmayan, sadece ve sadece bizi bize bırakın diyen bir topluluk...
Gandhi İngilizlere saldırıp ülkemizden kovalım diyen bir yaklaşım da değil, yaklaşımı Hindistan'ı kendi halkının yönetmek istemesidir.Gandhi bu işi kimsenin burnunu kanatmadan çözmek istemiş.Öyle ki işin içinde ayaklanma taşkınlık ya da şiddet karıştığını duyarsa genel grev çağrılarını anında iptal ediyordu.
1930 yılında bağımsızlık yolunda vites yükselten Hint lider, meşhur tuz yürüyüşüne başladı .Nedeni İngilizler tuz tekeli ile vatandaşın cebinden sürekli para tırtıklamasıydı diyordu Gandhi. Hint okyanusuna giderek kendi tuzlarını kendinin üreteceklerini söyledi. İngilizlerin düzenlemelerini hedef alan bu başkaldırı, karşılıksız kalmadı.Gandhinin bu yürüyüş ardından denize ulaşan yüzlerce taraftarını hapse attı. Tuz kampanyası devam ederken bazı Hintlilerin İngiliz sivillerin öldürülmesi üzerine kendi bağımsızlık hareketini askıya aldı.Gerekçesi bağımsızlık için halkının hazır olmadığını düşünmektedir.Bu aşırı nazik tutumu, birçok taraftarının kalbini kırdı hareketten kopmalar oldu.
Ikinci dünya savaşı'nın ardından İngilizler Hindistan'a bağımsızlık verilmesini telaffuz etmeye başlamıştı.Ancak, müslümanlar ile hindular arasında bir arada yaşama sıkıntısı vardı.Nedeni hinduların müslümanların talep ve hassasiyetlerini yeteri kadar anlayış göstermemesi  oldu.Bu ortamda ortaya çıkan Hint müslümanların lideri Cinnah ile İngilizler, Hindistan içinden bir de Pakistan çıkarabilecekleri telaffuz etmeye başladılar. Ancak Gandhi bölünmeye karşıydı.Müslümanlarla bir arada yaşayabileceklerini göstermek için kolları sıvadı.Düzenlediği dua törenlerinde müslümanlarla, hıristiyanlarla birlikte hindularda yanyana ibadet ediyordu ama bu gerçeği değiştirmedi ve sonunda bölünmeye razı oldu.
Gandhi İngilizlere karşı direnişi taraftarlarına sürekli sivil itaatsizlik ve pasif direniş yapmalarını söyleyerek, her alanda çalışmaları durdurulmuştur. İngilizler sadece tepe noktalardaydı.Çalışanlar hep hintliler olduğu için pasif direniş sayesinde ülkedeki tüm işler durmuş ve aksamalar sebebi de sonunda İngilizler pesetmiş, Hindistan tam bağımsızlığına kavuşmuştur.
Sivil itaatsizliği mimarı olan lider sadece İngilizlere karşı değil aynı zamanda Hindistan'daki sarsılmaz cast sistemine karşı da bayrak açmıştır.Özellikle en alt sınıfın  (dokunulmazlar adı veriliyordu) durumunu kendisine dert edinmiştir. Gandhi 78 yaşında iken bir kez daha taraftarlar arasındaki şiddeti durdurma adına oruca başladı.Çatışmada durdu fakat hindularla müslümanlar arasındaki çatışmaların durmasından 10 gün sonra Gandhi, müslümanlara ve dokunulmazlara verdiği destekten dolayı öfkelenen bir hindu brahmin tarafından vurularak suikaste kurban gitti.
Gandhi hayatında temel olarak meyve keçi sütü ve zeytinyağı ile beslenmiş, sivil itaatsizlik taktiği için ilhamı bir Amerikalı nın yaşadıklarından almış, pek çok lidere ilham kaynağı olmuştur.Gandhi nobel barış ödülünü alamadan öldürüldüğü için o yıl ödül hiç kimseye verilmemiştir.